25 Mimarlık yolculuğunuz nasıl başladı, sizi bu mesleğe çeken o ilk kıvılcım neydi? Aslında her şey bir merakla başladı diyebilirim. Çocukluğumdan beri sadece binalara değil, o binaların içinde insanların nasıl hissettiğine takılırdım. Mimarlık benim için dört duvar örmekten çok daha öte bir şey; bir hikâye anlatıcılığı. Geçmişle bugünü, kimlikle yaşam tarzını birbirine bağlayan o görünmez ipleri seviyorum. Zamanla bu tutku, kendimi en iyi ifade ettiğim dile dönüştü. Beni sabah yataktan kaldıran motivasyon da tam olarak bu: Tarihin o ağırbaşlı dokusuna saygısızlık etmeden, bugünün modern yaşamını onun içine nasıl entegre edebiliriz? O dengeyi kurabilmek benim için mesleğin zirvesi. İşlevsellik ve estetik arasındaki o hassas terazi sizin için nasıl çalışıyor? Bence “işlevsellik mi estetik mi?” sorusu biraz eskide kaldı. Bunlar birbirine rakip değil, birbirinin tamamlayıcısı. Benim önceliğim her zaman mekânın ruhu. O ruhu koruyarak bugünün ihtiyaçlarına cevap vermelisiniz. Özellikle büyük ölçekli işlerde, bir ofisin sadece çalışılabilir olması yetmez; orada vakit geçiren insanın kendini iyi hissetmesi, mekânla bağ kurması gerekir. Estetik, işlevi güzelleştirirken; işlev, estetiği yaşanır kılar. Birini diğerinden ayırdığınızda o bina yaşamaz, sadece durur. How did your architectural journey begin? What was the first spark that drew you to this profession? I could say it all began with curiosity. Since childhood, I’ve been interested not only in buildings themselves, but in how people feel inside them. For me, architecture is far more than constructing four walls; it is a form of storytelling. I am fascinated by the invisible threads that connect past and present, identity and lifestyle. Over time, this passion evolved into the language through which I express myself best. What motivates me every morning is precisely this question: How can we integrate contemporary life into the dignified texture of history without disrespecting it? Being able to establish that balance is, for me, the pinnacle of the profession. How does the delicate balance between functionality and aesthetics work for you? I believe the question “functionality or aesthetics?” is somewhat outdated. They are not competitors, but complements. My priority is always the spirit of the space. While preserving that spirit, you must respond to contemporary needs. Especially in large-scale projects, it is not enough for an office to be merely workable; people who spend time there must feel good and form a connection with the environment. Aesthetics elevate function, while function makes aesthetics livable. When separated, a building does not truly live—it merely stands. ABDULLAH BURNAZ 1971 İstanbul doğumlu İç mimar Abdullah Burnaz, 1996 yılında Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Mezunu olarak eğitimini tamamlamıştır. 30 yılı aşkın süredir iç mimari ve renovasyon projelerinde yer alan Burnaz, ABD+ Design Team adlı uluslararası tasarım stüdyosunun kurucusu ve kreatif lideridir; çalışma ofisleri İstanbul ve Amsterdam’da bulunmaktadır ve konut, ofis, restoran gibi çeşitli ölçeklerde projeler üretmektedir.
RkJQdWJsaXNoZXIy NzY5Njk=